TOKSİK POZİTİFLİK VE ÖĞRENCİ İLETİŞİMİ

Güncelleme tarihi: 4 Eyl

Pozitiflik çok güçlü bir duygu. Stresli, endişeli, dengesiz zamanlarımızda, çevremizden güç almak isteriz. Fakat günümüzde pozitiflik etki hedefine ulaşamadan evrim geçirip negatif olabilir. Çünkü etkileri olumsuz oluyor. Buna toksik pozitiflik denir. Ağırlıklı olarak çevremizden, sosyal medya üzerinden buna maruz kalıyoruz . Sürekli "sadece iyi şeylere odaklan", "hayata pozitif yönden bak", "gülümse", "aman...boşver bunu mu dert ediyorsun, bak hayat çok güzel." kalıbında cümleler duyuyoruz.




Bu cümleler iyi niyetle paylaşılıyor olabilir. Fakat iyi niyetle paylaşılan bu cümlelerin olumsuz etkileri de söz konusu. Aslında bu cümleler kişinin karşılaştığı zorluklarla, duygularını hiçe sayarak, olumlu bir tutum sergilemesini beklemek anlamına geliyor. Bu beklentinin zamanlaması kötü olduğu kadar karşı tarafı daha içe dönük yapması da muhtemel. Beklentinin kendisi kötü olmayabilir ama zamana bırakmak baş etme yollarından biridir.

Hayatımızda hem olumlu hem olumsuz duyguların önemli bir yeri vardır. Güçlü olmak pozitif olmak demek değildir. Güçsüz hissettiren duyguları zamanında yaşamak ve bu duygulara alan açmak gerekir. Sürekli pozitiflik yapay olduğu kadar geçersizdir. Önemli olan dengede kalmaktır.


İnsan zihni kötü olayları hatırlamaya meyillidir. Bunun sebebi yapılan bazı araştırmalara göre evrim sürecidir. İlkel insanın tehlike anında gösterdiği refleksler, deneyimleri, bir sonraki hayatta kalma mücadelesi için önemlidir. Yani kişi, kötü olayları hayatta kalabilmek adına daha sık hatırlar ve bu davranış genlerle taşınır. Diğer yandan bu duyguları kabul etmek, olumlu diğer duyguları kabul etmek kadar kolay olmaz ve bu duyguları reddetme yoluna gideriz. Yaşadığımız üzüntü, korku, kaygı vb. birçok olumsuz duyguyu geçersizleştirmeye çalışırız.


Duygusal geçersizleştirme yapmak, bireyin kendi duygularını olduğu kadar karşısında ki kişinin de duygularını yok sayması, görmezden gelmesi, reddetmesi durumudur. Fakat görmezden gelinen duyguların bir yere gitmeyeceğini, arka planda geri gelmek üzere çalıştığını bilmeliyiz.


Birey için, hissettiği olumsuz duygularda yalnız olmadığını bilmek, yani bunu her insanın yaşayabileceğini farkında olmak, iletişime geçerek olumsuz duygularını kabul etmek, geçerli kılmak önemli bir ihtiyaçtır. Dünyaya dair daha iyimser bir bakış açısı geliştirmemize de yardımcı olur. Bu iyimser bakış açısı şüphesiz iyi niyetlidir. Ancak duygularımızı yok saymamıza, reddetmemize neden oluyorsa, toksik pozitiftir.


Aşağıda bazı toksik pozitif cümleler paylaştım. Hem ebeveyn hem eğitimcilerin kendi hayatında olanı farkederek, önce kendisiyle sonra çocukla iletişimde daha doğru adımlarla ilerlemesi amaçlıdır.

Sevgilimizden, eşimizden ayrıldığımızda; “Daha iyisini bulursun, zaten seni sevse gitmezdi, dünyanın sonu mu? "


Yaşadığımız ülkenin ekonomik gelişmeleri canımızı sıktığında;

“Başka ülkelerde savaş var! Haline şükret!“


Sağlık konusunda endişeli ve stresli hissettiğimizde ;

" Elin ayağın tutuyor, yatalak olabilirdin."

Öğrencilerle İletişim

Öncelikle etkili iletişim, öğrenme hedeflerine kolay ulaşmamızı sağlar. Bunun tamamlanması içinde gereken üç diğer kol olan, yönetici - öğretmen ilişkisi, öğretmen-öğretmen ilişkisi ve veli-öğretmen ilişkisini uyumlu, sürdürülebilir ve iş birliği içinde tutmak gerekir.


Öğrencilerle iletişim kısmına gelecek olursak, her çocuğun biricik olduğunu ve her çocuğun ihtiyaçlarının farklı olduğunu bilmeliyiz. Çoğu anne baba, mesleğe yıllarını vermiş bir öğretmen, sezgilerinin ve önceki yaşanmışlığın yani deneyimin etkisiyle çocuğu iyi anladığını, çocuğu tanıdığını düşünür. Yaşanan olumsuz bir olay hakkında kolayca neden üretebilir. Bu noktada size şöyle bir örnek sunmak isterim.


Diyelim ki bir rahatsızlığınız var ve doktora gitmekten korkuyorsunuz. Bir şekilde cesaretinizi topladınız gittiniz. Doktor sizi yeteri kadar dinlemeden mesleki deneyimlerine, öngörülerine dayanarak bir tedavi önerdi. Bu tedavinin etkili bir çözüm olup olmayacağından emin olmadığını ifade etti. Kararı da size bıraktı. Bu tedaviyi kabul eder miydiniz. Bunun cevabı tamamen sizde sayın okur. Fakat sezgilerin her zaman bir olayon


Hemen her öğrencinin belli dönemlerde kaygı, korku hissi içinde olması karşılaştığımız bir durumdur. Öğrencinin çocukluk travması, aile yaşamı sosyal çevresi bu etkiyi yaratmış olabilir. Bahsettiğimiz bu kaygı ve korku durumu da farklı sebeplerle, bazen aklımıza bile gelmeyecek küçük bir yeni yaşantıyla nüksedebilir. Öğretmenlerini kendisine yakın bulup konuşma çabası içine giren bir öğrenci için yapabileceğimiz en iyi şey onu etkili dinlemektir. Kendini doğru ifade etmesi için ona alan açmalıyız. Onun duygularını anladığımızı farketmesini sağlayacak geri dönütlerde bulunmamız gerekiyor.


Burada dikkat etmemiz gereken motivasyon cümlesiyle toksik pozitifliği karıştırmamak. Yapmamız gerekenler sırasıyla, onu anladığımızı söylemek. Üzgünse, "ne kadar üzgün olduğunu görüyorum" demek, ağlıyorsa, biraz durup anlatmasını beklemek, empati kurarak cevap vermek gerekiyor. Çocuk kendini kabul etmek için bizim onu duygusal olarak onaylamamıza ihtiyaç duyabilir. Thomas Gordon, iletişimi engelleyen tavrın çocukta suçluluk, değersizlik, işe yaramıyor hissi yarattığını ifade etmiştir. Emin olun ki iyi bir dinleyici olarak, yaşadığımız toplumun getireceği kötü denetimlerden çocuğu koruyabilir, gereken yerde gereken müdahaleyi de gösterebiliriz. Sizler iyi bir dinleyiciyseniz çocuk iyi bir anlatıcı olacaktır. Bizlerin dünyasında kolaylıkla atlattığı durumlar onların dünyasına ağır gelebilir. Ve bu yalnız öğrenci iletişiminde değil, eşler arası iletişimde, ebeveyn-çocuk arası iletişimde, arkadaş ilişkilerinde de önemlidir. Kişinin kendini ifade etmesine olanak verir.


Son olarak; var olmak, iyisiyle ve kötüsüyle bir süreçtir. Sevgilerimle...


Gizem Gündüz

Sosyolog-Aile Danışmanı

Öğretmen